21. Yüzyılda Türkiye'de Kadın İstihdam Raporu

Demokrasi ve Kadın Platformu Başkanı Avukat Ayşegül Dalkır Kahveci “8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar günü “ münasebeti ile “Türkiye’de çalışan kadınlar ve kadın istihdamının durumunu gözler önüne seren raporu açıkladı.

Elektronik Haber Ajansı (e-ha) muhabirinin edindiği bilgiye göre, Çarpıcı verilerin yer aldığı raporda “ % 5 Kadın istihdamı, ülkede % 15 yoksulluğu engelliyor.”

İşte Demokrasi Ve Kadın platformu tarafından hazırlanarak ,Genel Başkan Av.Ayşegül Dalkır Kahveci tarafından açıklanan o rapor; 8 Mart 2013 dünya kadınlar günü öncesinde günün anlam ve önemi “EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ” olması nedeniyle ülkemizde kadının emeği ve işgücüne katılımı ne durumda bu konuda görüşlerimizi raporlayarak değerli kamuoyunun bilgilerine sunuyoruz.

Geçmişten günümüze baktığımızda
1980 yılında % 48,
1988 yılında % 34,
2008 yılında %22,
2010 yılında % 24 oranında kadının işgücüne katılımı ile son 30 yılda yarı yarıya oranın düştüğünü görüyoruz. Nitekim bu oranların da yine yarısı KAYITDIŞI ve TARIM İŞÇİSİ olarak çalışan kadın oranları olduğuna göre 21.yüzyılda bilim ve teknoloji çağında Türkiye’de kadının işgücüne katılımı son derece yetersiz boyutlarda. OECD ülkelerinde % 61, AVRUPA BİRLİĞİ ülkelerinde %64 düzeyinde kadının işgücüne katılım oranı olduğu halde ülkemizde bu kadar düşük düzeyde olması nedeniyle öncelikle kadınların işgücüne katılımını engelleyen sorunları tespit edip sonrasında çözüm önerilerini getirmek gerekir. Bugün kadınların işgücüne katılım oranı açısından Türkiye’nin gerisinde sadece Pakistan, Irak ve Suudi Arabistan gibi ülkeler var. Karaipler, Güney Asya, Latin Amerika, Sahra altı Afrika ülkeleri, doğu Asya ve Pasifik Bölgesi dahi Türkiye’den daha yüksek kadın işgücüne katılım oranına sahiptir.

İlk sebep olarak köyden kente göçteki artış ve tarımdaki daralmayı görüyoruz. Köyünde tarım işiyle uğraşan kadın kente göç ettiğinde işsiz kalıyor. İş bulsa dahi eğitimsiz olduğu için tekstil, ev işçiliği, kasiyer, çocuk ve yaşlı bakımı gibi işlerde çalışıyor. Bu tür işlerde de düşük ücret aldığı ve sosyal güvenliği olmadığı için çalışmak istemiyor. Ayrıca zaten ülkemizde işsizlik varken yabancı uyruklu kadınların bu tür işlere alınmaları eğitimsiz kadınlarımızın iş gücüne katılımını engellemektedir.

- Ataerkil düşünce sistemi ve toplumsal cinsiyet ayrımcılığının önlenememesi nedeniyle toplumun kadına ilişkin algısı ve kadının kendine ilişkin algısı nedeniyle kadının eve ait işleri yüklenmesi
Kadının eşit işe eşit ücret alamaması, eğitimde yetersizlik, esnek iş olanaklarının yetersizliği, evde ve iş yerinde kadına yönelik taciz, iş gücü piyasa veri ve analizlerinin eksikliği, bölgesel ve yerel farklar, erken evlilik, pozitif ayrımcılık ve kota uygulamalarının yetersizliği, örgütlenme ve kooperatifçiliğin yetersizliği, rol modellerin azlığı, finans kaynaklarına ulaşmaktaki zorluklar, mal varlıklarının erkekler üzerine kayıtlı olması gibi pek çok sebepler ülkemizde kadınların iş gücüne katılımı önündeki engellerdir.

Eğitim yetersizliği dışında en önemli sebeplerden biri de devletin sosyal politikalarının yetersizliği neticesinde hem kamu hem de özel sektörde kreş ve bakım hizmetlerinin maliyetlerinin yüksekliği hasta ve yaşlı bakımı ile çocuk bakımını kadınların üstlenmesine neden olmakta ve neticesinde kadınlarımız iş gücüne katılamamaktadır. Alacağı asgari ücreti kreşe vermek zorunda olan kadın çalışmaktansa evde oturmayı yeğliyor. Ayrıca siyasi söylemlerle de kadının iş gücüne katılımının engellendiği iddiaları mevcuttur.

Türkiye’de kadınların eğitiminin işgücüne katılımındaki oranına baktığımızda
Okumaz yazmazlarda% 16,
Lise altı eğitim % 22,
Lise mezunu % 32,
Yüksekokul mezunu % 70 oranında işgücüne katılım olmaktadır. Dolayısıyla kadınların eğitimiyle işgücüne katılımı arasında doğrudan paralellik vardır. Bu nedenle zorunlu eğitimin en az 12 yıl olması, kız çocuklarının takip edilerek mutlaka eğitimlerinin sağlanması ile erken yaşta evliliklerinin önlenmesi, kız çocuklarının eğitimi için yurt, dershane vs. tüm imkanların gerekirse devlet kanalıyla sağlanması, eğitim konusunda ailelerin ekonomik olarak desteklenmesi, kız ve erkek çocuk eğitimindeki ayrımcılıkların önlenmesi, kız çocuklarının toplumsal rol modellerinin çoğaltılması, coğrafi şartlar ve güvenlik nedeniyle kız çocuklarının eğitiminin engellenmesinin önlenmesi, taşımalı eğitimin arttırılması gerekmektedir. Kadın istihdam oranı bir ülkede % 5 arttığında o ülkenin yoksulluğu % 15 oranında azalıyorsa( DPT ve Dünya Bankası 2009 raporu) kadına yapılan yatırım en akıllıca yatırımdır. Bunun sebebi kadının çalıştığı takdirde kazancını çocuklarının sağlık ve eğitim harcamasına ayırması ve bu sayede sağlık ve eğitime daha çok kaynak aktarılmasıdır. Okuma yazma bilmese dahi kadının mümkün olduğunca çalışmasını destekliyoruz. Her ne işte olursa olsun çalışan anne çocuklarına da rol model olmaktadır. Yine çalışan kadınlarda nüfus planlaması yapılabildiği gibi çocuk ölüm oranları da düşmektedir.

Kadınların çalışması önündeki en büyük engellerden biri olan kreş ve bakım hizmetlerinin devlet ve özel sektör işbirliği ile çözümlenmesi gerekir. Kamu hizmetlerinde çalışan kadınlar için olduğu kadar özel sektöre de bu konuda yaptırımlar getirilmeli. Önümüzdeki yıllarda 2040 da yaşlı nüfusumuz artacak ve belki de Almanya gibi olacağız. Bu durumda yaşlı bakım hizmetleri çok önemli bir sektör olarak karşımıza çıkacak. Çocuk bakımı konusunda KOLOMBİYA ve ŞİLİ örnekleri var. KAMU ÇOCUK BAKIMI PROJELERİ ile kadınların işgücüne katılımını arttırmışlar. Kolombiya ‘da TOPLUM ANNELERİ adı altında gönüllü anneler yoksul aileler için sabah 8.00 den akşam 16.00 ya kadar en az 15 çocuğu evine alarak asgari ücretin yarısı bir ücretle bakarak kadın istihdamı arttırılmış. Hem evde oturan gönüllü kadın hem de 15 çocuğun annesi istihdamda yer almış. ŞİLİ’de ise yoksul çocuğun doğumundan itibaren sağlık,beslenme, psikolojik destek, anaokulu,kreş imkanı ücretsiz sağlanarak SOSYAL POLİTİKA GİRİŞİMİ başlatılarak kadın istihdamı arttırılmış.

- Anayasa’da kadına pozitif ayrımcılık yer aldığına ve kadına karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesine dair uluslar arası sözleşmeleri de uzun yıllar önce imzaladığımıza göre göre kamuda ve özel sektörde İŞE ALMADA, TERFİDE, SOSYAL GÜVENLİK PRİMİ ÖDEMELERİNDE, VERGİ ÖDEMELERİNDE POZİTİF AYRIMCILIK UYGULANMALI Kİ kadın istihdamı artsın. Kadınlarımız 60-65 yaşında ve 25 sene çalışarak emekli olmak istemiyor. Emeklilik yaşı düşürülmeli. İsteğe bağlı sigorta primleri dahi yüksek olması nedeniyle yatırılamıyor. Sigorta primlerinin çok yüksek olması işverenler açısından da caydırıcı olmaması açısından kadın işçi çalıştıran işyerlerine indirimler sağlanmalı.

Sivil toplum örgütleri, yerel yönetimler ve rol modeller işbirliği içinde eylem planları gerçekleştirmelidir. Ülkemizde coğrafi olarak bölgeler arasında kadın istihdam oranları açısından farklılıklar mevcuttur. Karadeniz bölgesinde %40 düzeyindeyken Güneydoğu Anadolu Bölgesinde %10 düzeyinde kadının işgücüne katılımı sözkonusudur. Ankara ve İstanbul’da % 20-25 civarında, Ege, Marmara ve Akdeniz bölgelerinde % 30 düzeyindedir. İki uç örnek vermek gerekirse BARTIN’da %40 kadın istihdam oranına karşılık URFA’da %7,9 dur. Dolayısıyla her bölge ve belki de şehir için yörenin sosyo kültürel yapısına uygun kadın istihdam politikaları geliştirmek gereklidir.

Devlet yöneticilerinin ve siyasilerin “ Türkiye’de işsizliğin sebebi kadınlardır, kadınlar çalıştığı için erkekler işsiz kalıyor” ya da “ kız çocukları okuduğu için erkek çocukları evlendirecek kız bulamıyoruz “ veya “en az üç çocuk yetmedi dört çocuk doğurun” gibi söylemlerden uzak durmaları zorunludur. Bu gibi söylemler kadın erkek eşitliğini sağlamada katedilen mesafeleri bir anda geri plana itmektedir. Kadın istihdamını arttırmak için gerek devlet politikaları gerek siyasi söylemler yetersiz kaldığına göre burada sivil toplum örgütlerine, kadın örgütlerine , kadın dostu işverenlere, kadın dostu yerel yönetimlere , medyaya büyük görevler düşmektedir.

25 yıl önce Duygu Asena “kadının adı yok” dedi, feministlikle itham edildi. İlk kadın sığınma evi bir sivil toplum kuruluşu olan MOR ÇATI KADIN SIĞINAĞI VAKFI tarafından 1990 yılında açıldığından bu yana uzun yıllar geçti ve şu anda ilgili bakanlık sığınma evlerinin sayısını arttırma çabası içinde. Kadına şiddeti önlemede Ankara barosu “Gelincik projesi” ni gerçekleştirdi ve ardından yine bakanlık benzer şekilde “koza projesini”oluşturdu. Ülkemizde hep “TOPLUM DEVLETİN ÖNÜNDE GİTTİ. Kadın istihdamı sorunlarının çözümünü ve işgücüne katılımı artışını yine kadınlarımızın ve onlara destek veren kuruluşların örgütlenmesi ile çözüleceğine inanıyoruz...

(e-ha) Abdulkadir Döner

 

 

 

Ayşegül Dalkır Kahveci - Dalkır Hukuk Bürosu - Boşanma Avukatı - Ankara - En iyi Boşanma Avukatı - Türkiye'nin en iyi boşanma avukatı